İşte Sedat Ergin'in dün akşam canlı yayında Cengiz Semercioğlu'na açıkladıkları: - Beşiktaş’a mafya karıştı. O yüzden uzun zamandır maçlara gitmiyorum… Milliyet benim dönemimde; yörüngesi belli olan, savrulmayan, ne yapmak istediğini bilen bir gazete oldu.
- Piyasaya baktığınız zaman genel yayın yönetmenlerinin çoğunluğunun Ankara kökenli olduğu görülüyor. Olmazsa olmaz bir şart değil belki ama Ankara’yı bilen sahadan gelen insanların tercih edildiği de bir gerçek; Ankara’yı yaşayan gazeteciler karar alma mekanizmalarını iyi bilirler. Ama tekrar söylüyorum, Ankara kökenli olmak şart değil, iyi eğitim almış, kendini iyi yetiştirmiş İstanbul’da gazetecilik yapmış çok iyi isimler de var…
- TMSF’yi ayıplıyorum. Çok ayıp, yakışıksız şeyler yaşanıyor. Ama bugünler geride kalacak. Türk basın tarihi bugünleri kötü anacak. Sabah’taki işten çıkarmalar doğrudan Ahmet Ertürk’ün tasarrufu. TMSF insan kaynakları müdürü gibi davranıyor. 8 Aralık’a kadar sabremediler. Ne yapmak istediklerini anlamıyorum. Ayrıca, AKP hükümetinin TMSF’nin kulağını çekmesi gerektiğini düşünüyorum. TMSF kadrolarının hükümete yakın isimler olduğunu da söylemeliyim.
- Kaçırılan askerlerin fotoğraflarını yayınlamak konusunda açıkcası ben bir orta yol buldum. Çok zor bir karardı. Ama Akşam’ın duruşunu, tavrını da doğru buluyorum; olmayan bir şeyi yazmadılar sonuçta.
- Yayın yasaklarını çok garipsedim. Ben basın özgürlüğünden yanayım her zaman. Yasak getirmek yerine sorumluluğu gazetecilere bırakmak daha doğru olurdu. Ayrıca bu haberleri siz yayımlamasınız bile yabancı basın yayımlıyor. Bu açıdan artık böyle yasakları anlamlı bulmuyorum. Ama illa da yayımlanmasını istemiyorlarsa bir ricayla da bunu yapabilirlerdi.
- Terör olayları sonrasında, sabah programlarında ölçü kaçırıldı.
- Millet olarak çok sıkıntılı bir dönemden geçiyoruz. İnfial ortamı oluşunca terör örgütünün tuzağına düşme riski ortaya çıkıyor. Bu bağlamda gazeteci olarak bu dengeyi gözetmek gerekiyor.
- Milliyet’le okuru arasında sıkı bir bağ var. Ama Milliyet okuru aynı zamanda çok da acımasız; istemediği bir şey olduğunda hemen tavrını koyuyor ve tepki gösteriyor.
- Cafe Milliyet bize tiraj aldırdı. Daha da çok katkısı olabilirdi ama tanıtımına yeteri kadar özen göstermedik. Cafe Milliyet ile magazin eksiğimizi kapattık. Ama tabii ki magazinin ölçüsünü kaçırmıyoruz. Genel yayın yönetmeni olduğum ilk dönem magazine karşı tutumum çok sertti, bunu kabul ediyorum. Cafe Milliyet’i başarılı buluyorum ve önemsiyorum…
- Milliyet’te kadro fazlamız yok.
- Yapılan araştırmalarda üniversite mezunu okur ortalamasında Milliyet birinci sırada. AB grubu okurun Milliyet’e ilgisi çok yüksek.
- Serdar Turgut’un “Milliyet sıkıcı bir gazete oldu” eleştirisine ben katılmıyorum. Belki espri yapmıştır.
- Başbakan’la aram açık, diyaloğum yok. Cumhuriyet ve Posta, Başbakan’ın yurt dışı gezilerinde kara listede. Aynı zamanda bize de bir ambargo uygulanıyor. Bu ambargo bizim doğru işler yaptığımızı gösteriyor.
- Hükümete karşı olumsuz bir saplantımız yok. İyi şeyler yaptıklarında destekliyoruz.
- Başbakan’la aramız Ankara temsilcisiyken yazdığım yazılar nedeniyle açıldı. Başbakan o dönem ticari faaliyetlerde bulunuyordu. Tacir Başbakan olur mu diye sordum. Yazılarım üzerine şirketini sattı. Bu olaydan dolayı bana kızgın.
- Hiçbir dönemde bir hükümete basın tarafından bu kadar destek verilmemişti. Köşe yazarları adeta feragat etti muhalefet etmekten…
- Türbanlı birini Milliyet’te yazar yapmam, ona yazı yazdırmam. Her gazetenin bir kimliği var. Benim kimliğime, duruşuma türbanlı yazar uymuyor. Ayrıca türbanlı yazar demokrasinin bir ölçüşü de değil. Bizim çizgimize türbanlı yazar uymaz.
- Milliyet’in satılacağı ile ilgili iki yıldır çeşitli dedikodular atılıyor ortaya. Ama bunlar sadece dedikodu. Doğan Grubu’nun Milliyet’i elinden çıkarması için bir sebep yok.
- Radikal’in tabloid örneği tesadüfen elime geldi. Başarılı olabilir. Bir denemek lazım. İsmet hesabını iyi yapmıştır. Zaten Radikal’in okuyucusu içerikle ilgileniyor, boyuta önem vermezler…
- Milliyet’i diğer gazetelerden farklı bir yere konumlandırıyorum. Popüler ama popülist değiliz.
- Vatan’ın Doğan Grubu’na geçmesi Milliyet’i etkilemez.
- Köşe yazarlarının büyük bir kısmını okuyorum. Bunları içinde İslamcı yazarlar da var. 35-40 köşe yazarı için yaklaşık 1,5 saat ayırıyorum.
- Türkiye’de fikir özgürlüğünün dolu dolu yaşandığına inanıyorum.
- Ankara temsilciliği görevini 12 yıl yaptım. Bakalım burada ne kadar kalacağım. Belki oradaki rekorumu kırarım. Ama Milliyet sık genel yayın yönetmeni değiştiren bir gazete. Zaten en iyisi bir süre sonra köşe yazarı olmak. Genel yayın yönetmeninin sorumluluğu çok fazla. Yazarları küçümsemiyorum ama onlar çok rahatlar bu anlamda.
- Rodos’ta Fehmi Koru’nun özel hayatını konuşmadık. Türk basınının ve Türkiye’nin sorunları üzerine sohbetler ettik.
- Genç Parti ilanlarını yayımlamayı tutarlı çizgimizi sürdürmek adına reddettik. Malum Uzan’la ilgili o kadar haber yapıp sonra da onun desteksiz vaatlerinin olduğu ilanları birinci sayfadan vermek olmazdı. İçerde görelim önerimizi de onlar kabul etmemişti. Hanzade Doğan da benim fikrimi destekledi. Onunla çalıştığım için kendimi çok şanslı görüyorum. Genç Parti ilanlarını yayımlamamaktan dolayı 800 milyar lira gibi bir para kaybetmiş olduk.