Günün Haberleri   |   Giriş sayfam yap   |   Favorilere ekle   |   Künye   |   İletişim   |   Sitene haber ekle


 
DOLAR
5,4619
EURO
6,1927
IMKB
92,839
ALTIN
212,460
 
Hava Durumu ANKARA
5 / 15 C°
Değiştir
 
     
 
Medya Spot Google
 
 
 Ana Sayfa  Gündem   Ekonomi   Dünya   Yaşam   Medya   Spor   Magazin   Polis Adliye   Eğitim   Yerel Haberler 
 
DEMİREL!İN ARDINDAN UNUTULMAYAN İZLER...
 Ercan Deva 20 Haziran 2015 Cumartesi  
Gidip geri gelme konusunda haklı bir üne sahip siyasetçi 9.Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, bir daha dönmemek üzere bu dünyadan ayrıldı. Bir dönem kendisi hakkında hiç iyi şeyler düşünmeyen bir gazeteci de olsam, zaman hızla geçip yıllar aktıkça, onu eleştirmek yerine anlamaya çalıştm. Giderek kendisine duyduğum saygı da arttı. Onunla ilgili bir kaç satır başını siz okurlarla paylaşmak isterim. Yıl 1975. Akdeniz Haber Ajansı'nda (AKAJANS) gece nöbetindeydim. Telsizden Başbakan'ın ayrılacağı anonsunu duyunca hemen koşar adımlarla binaının önüne gittim. Çıkışta makam aracına binmeden karşısında beni görünce, "Sor bakalım ne soaracaksan!" dedi. Afşin-Elbistan projesi ile ilgili bazı sorunlar olduğunu söyleyip görüşünü sordum. Elini omuzuma koydu ve şu yanıtı verdi: "Kim çıkarıyor bunları? Hiçbir sorun yok. Şimdi rahatlıkla evine gidip uyuyabilirsin." Gülmem mi, yoksa ağlamam mı gerekiyordu. Donup kalmıştım. Makam aracına binip uzaklaştı. 1980 yılıydı. 12 Eylül öncesiydi. Ankara Yarı Açık Cezaevinden bir kaç mahkum kaçmıştı. O zaman, kısa adı UBA olan Ulusal Basın Ajansındaydık. Yazı İşleri Müdürü Süha (Örtülü) ile birlikte Güniz Sokak'a gittik. Evden ayrılırken önüne çıktık. Cezaevinden bazı mahkumların kaçtığını belirterek görüşünü sorduk: "Hapishaneden kaçmak hiç güzel bir davranış değildir. Fevkalade ayıp etmişler!" Söylenecek başka bir şey yoktu. Teşekkür edip oradan ayrıldık. 12 Eylül 1980 ihtilalinden iki gün sonra Hamzaköy'e telefon açtım. "Sayın Demirel ile görüşmek istiyorum" dedim. Telefon hemen bağlandı. Karşımda Demirel vardı: "Beyfendi, ben Ercan Deva. Geçmiş olsun. Halinizi hatrınızı sormak istedim. Bir şeye ihtiyacınız var mı?" "Teşekkür ederim, kardeşim. Hiçbir şeye ihtiyacım yok." "Peki beyfendi. Saygılar efendim." 1984 yılının Mayıs ayı başında annem vefat etti. Postacı bir telgraf getirdi. Açtım. Telgrafta şunlar yazıyordu: "Annenizin vefatını üzüntüyle öğrendim. Merhumeye Allah'tan rahmet, size ve ailenize başsağlığı ve sabırlar dilerim. Süleyman Demirel." Aynı yılın Ağustos ayında bu kez babam vefat etti. Postacı bir telgraf getirdi. Telgrafta şunlar yazıyordu: "Babanızın vefatını üzüntüyle öğrendim. Merhuma Allah'tan rahmet, size ve ailenize başsağlığı ve sabırlar dilerim. Süleyman Demirel." 1990 yılında zamanın Başbakanı Yıldırım Akbulut'u diplomatik bir dille eleştiren fıkra kitabım, Bir Başbakan Varmış Bir Başbakan Yokmuş, çıktı. Randevu isteyip Güniz Sokak'a gittim. Kitabımı imzalayarak kendisine sundum. Teşekkür etti, önce kitabın kapağına baktı, sayfalarına kısaca göz attıktan sonra, "Maşallah. Bu fıkralar külliyat bile olur" karşılığını verdi. 1991 yılıydı. DYP ile SHP'nin koalisyon hükümeti kurmalarından önceydi. Sabah'ta çalışıyordum. Kalabalık bir grup gazeteci Güniz Sokak'a gittik. Sorular yanıtlar birbirini izledi. Tam ayrılacağımız sırada, "Beyefendi, siz değişmişsiniz. Üslubunuz da farklılaşmış. Giyiminiz de öyle..." dedim. "Zaman değişiyor, zamana ayak uydurmak zorundayım" dedi. Değiştiğini sanmıştık, ama o hiç değişmemişti. Yine bildiğimiz siyasetçiydi. Ama, artık çok daha uzlaşmacı bir üsluba sahipti. Koalisyonda Erdal İnönü'nün hem Dışişleri Bakanı hem de Başbakan Yardımcısı olacağı konuşuluyordu. TBMM kulisinde Demirel'e onunla ilgili soru sordum. Gülümsedi, "Sen bu soruyu bana yarın sor!" karşlılığını verdi. Ve ekledi: "Siyasette 24 saat çok uzun bir zamandır!" Cumhurbaşkanı Özal vefat edince Demirel 9. Cumhurbaşkanı olarak Köşk'e çıkıyordu. Yine UBA'dayım. Rahmetli Özden Alpdağ, Baki Özilhan, Recep Kaban ile birlikte Köşk' e gittik. Sorular, yanıtlar birbirini izledi. Tam kalkacağımız sırada, "Sayın Cumhurbaşkanım, çok hassas bir soru sorabilir miyim?" Hiç tereddüt etmeden, "Sor bakalım ne soracaksan!" karşılığını verdi. "Arada bir dizinizi dövdüğünüz oluyor mu?" diye sordum. Bir an durakladı, alnının ortasındaki damarın çok daha belirgin hale geldiğini gördüm. Yanıtı şöyle oldu: "Kadın seçilmiş gelmiş. (Çiller'in DYP Genel Başkanı seçilmesini kastediyordu) Ben ne yapayım? Siz bana yaptıklarımla ilgili olarak olarak soru sorun. O zaman cevap veririm." Yıl 1996. Ankara'da ilk kez uluslararası düzeyde çok sesli koro festivali düzenlenecekti. Organizasyonu da temsilciliğini yaptığım Aktimedya kuruluşu yapıyordu. Prof. Muzaffer Arkan'la birlikte randevu isteyip Köşk'e gittik. Bizi sıcak biçimde karşıladı. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğini yapan Necdet Seçkinöz'ü çağırdı. Şu talimatı verdi: "Kültür- sanat etkinliklerini İstanbul'un tekelinden çıkarmak lazım. Uluslararası çok sesli koro festivali düzenleyeceklermiş. Ne gerekiyorsa yapın. Her türlü desteği verelim." Çok etkilenmiştim. Teşekkür ederek ayrıldık. Çok başarılı örnek bir festival gerçekleştirdik. Cumhurbaşkanlığından ayrılmıştı. Yıl 2003 idi. Yerel tekevizyon Kanal A'da Ekogram adlı bir programın yapımcı ve sunucusuydum. Hacettepe Üniversitesi Ekonomi Bölümünde görevli yardımcı Doçent Naci hocayla birlikte Kuleli sokak'taki çalışma ofisine gittik. Yine sorular ve yanıtlar birbirini izledi. Tam ayrılacağımız sırada, "Beyefendi, bir sorum olacak ama, lütfen bana kızmayın" dedim. Gülümsedi, "Neden kızayım ki? Sor bakalım!" karşılığını verdi. "Çok uzun yıllardır ülkenin yönetiminde çok önemli görevler üstlendiniz. Sizin de hatalarınız oldu mu? Olduysa, bunlardan birini bizimle paylaşır mısınız?" dedim. "Ben de insanım. Benim de hatalarım oldu. Ama, yaptıklarım yapamadıklarımdan çok daha fazladır. " Naci Hoca, "Çıkarılan erken emeklilik kararıyla SSK'nın aktüeryal dengesinin bozulduğu açıkça görülüyor. Bu hatalarınızdan biri olabilir mi?" Demirel'in alnındaki damarın şiştiğini, yüzünün kırmızıza döndüğünü net olarak hatırlıyorum. Yanıtı ne olursa olsun, Demirel, o konuda hatalı olduğunu kabullenmiş görünüyordu. Özel program Kanal A'da yayımlandı. Çok iyi de ses getirdi. Ertesi sabah, saat 9.15 dolaylarında evimin telefonu çaldı. Arayan Demirel'di. "Pek güzel bir program olmuş. Teşekkür ederim. Tebrik ederim. Ne zaman görüşmek isterseniz beni arayabilirsiniz. Emriniz olur!" "Aman beyfendi o nasıl söz. Lütfen, sadece ricamız olur." "Gözlerinden öperim sevgili Deva." İşte Demirel buydu. Türkiye'de derin izler bırakarak aramızdan ayrıldı. Allah rahmet eylesin. Onu saygıyla anıyorum. Kederli ailesine ve milletimize başsağlığı diliyorum. xxxxxx
Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
  Toplam yorum 0   Onay bekleyen 0  


Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.
 

Bu yazı henüz yorumlanmamış...


 Yazarın Diğer Yazıları
 
  ÇOK OKUNANLAR
  YAZARLAR

 
EMİN VAROL
 
Ruhları Okşamak..

 
Ercan Deva
 
Hatalar Zinciri ve Ortak Akıl

 
MURAT ŞAHİN
 
Medya Dünyasında Kara Günler Kapıda

 
Cahit Saraçoğlu
 
TürkAkım’da deniz bitti

 
Yasin Burak Arslan
 
DÜNYA EKONOMİSİNDE ŞAH VE MAT ADIMLARI
  ÇOK YORUMLANANLAR
  ANKET
Sizce Muharrem İnce CHP Genel Başkanı olacak mı ?
Evet
Hayır
İlgilenmiyorum
 Sonuçları göster   
 
 
RSS

Add to Google
Medya Spot'ta yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz.  Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Medya Spot sorumlu tutulamaz.