Günün Haberleri   |   Giriş sayfam yap   |   Favorilere ekle   |   Künye   |   İletişim   |   Sitene haber ekle


 
DOLAR
5,6440
EURO
6,4993
IMKB
96,455
ALTIN
222,536
 
Hava Durumu ANKARA
14 / 22 C°
Değiştir
 
     
 
Medya Spot Google
 
 
 Ana Sayfa  Gündem   Ekonomi   Dünya   Yaşam   Medya   Spor   Magazin   Polis Adliye   Eğitim   Yerel Haberler 
 
GEÇMİŞİN TOZLU MERDİVENLERİ..
 Deniz Özgür 15 Mart 2013 Cuma  

 Yıl 1996.. Gençlik başımda duman zamanları... O vakitler PTT yazan jetonlar, ankesörlü telefonlar meşhur..  İletişim için sırada bekler, ön sıradakilerin uzun uzun konuşmaması için tek jetonu olması için dua eder ve sıra size geldiğinde aradığınız kişinin evde olmasını temenni edersiniz. Çünkü eğer yoksa aynı rutini yaşamak zorundasınız.. Sevgili ise aranacak sıranın uzunluğu heyecan dozunu arttırır. Böylesi bir dönem iletişim ağındaki son aksaklıktı, sonradan teknoloji hızla ilerledi. Öyle ki aldı başını gitti geride insanın başını döndürüp insanlığından soyunduğu başka bir evre başladı. Geçenlerde bir yerde okudum “herkese ulaşabileceğiniz bir dönemde insanların değerleri kalmadı.” Tespit acı ama doğru.. Hepimizin eline cep telefonu düştüğünden beri sanki cebimiz delindi ve biriktirdiğimiz tüm değerler o açılan delikten tek tek akıp gitti. Özlemek bile o kadar uzak artık..
 Öğlen yemeğinde üç arkadaş oturup sohbete daldık. Hava bir o kadar kasvetli, nem Çukurova’ya çökmüş. Kahvemizi yudumlarken kendimizi birden geçmişin merdivenlerinde bulduk. Adım adım çıkarken yaşımızın da ortaya çıkacağından habersiz “postacılardan, yazdığımız mektuplardan, telefon kulubelerinden çocukluk yıllarımıza kadar koştukta koştuk.” Mektup yazmayı özledim dedi Funda, artık kartpostallar da yok. Postacıyı beklerdik dedi Güngör, mahallede gördük mü peşinden giderdik bizim eve de uğrayacak mı diye... Uzarken sohbet yaşımız vurdu yüzümüze. İnsan hissettiği yaştadır dedik, ruhun yaşı yoktur dedik.
 Zamanın ruhsuzluğu çökerken üzerimize, özlemek bile bir o kadar uzakken artık hepimize “hayat güzeldir” dedik. Hayatı kirleten insan, kendinden soyunan, yerine zamanın içini boşaltan o ruhsuzluğu yerleştiren yine insan.. Zaman akıyor, insan kayıp şehrin kör yıldızı gibi teknolojinin kölesi olmuş sanal bir dünyanın içinde parladığını sanıyor..
 Ve insanlar artık özlemiyor. Birbirine değer vermiyor. Birbirlerinin gözlerinin içine bakmıyor. Yalnızlaşıyor. Uzaklaşıyor. Kendinden bile uzaklaşıyor. Ve insanlar artık utanmıyor..
 Söz telgraflara geldi; “aranızda olamadığım için...” diye düğünlere telgraflar çekilirdi. Şimdi cep telefonundan mesaj geçiliyor. Evet telgraflar, kartpostallar, mektuplar ve postacılar hayatımızı terk etti. Çıkardık onları hayatımızdan. Yerine yeni iletişim aletlerini koyduk. Özlemlerimizi, umutlarımızı, değerlerimizi de çektik çıkardık içinden.
E-postaları okurken, elinizde tuttuğunuz kağıt, kalem kokusu, ucu yanık mektup kokusu, parfümlerin kokusunu alamadığımızdan belki koku duyumuzu kaybettik.
Cep telefonlarından saniyede ulaştığımızdan birbirimize belki özlemleri kaybettik.
Herkes herkese bu kadar kolay ulaşırken, kimsenin değeri kalmadı artık. Ve yalnızlaştık.. Bilmeden belki.. İstemeden.. Farkında bile olmadan teknolojinin hayatımıza getirdiği her yenilikte bir değerimizi çıkardık yaşamımızdan; Heyacanlarımız, özlemlerimiz, umutlarımız, bekleyişlerimiz, aşklarımız, utanma duygumuz tek tek kayboldu. Elimizde bir yalnızlık, dilimizde bir kekremsi tat.. Hayat güzel....  Herşeye rağmen.. Hava kasvetli de olsa ne güzel sohbetti, rüzgar olsa sohbet bile edemez kalkardık değil mi?
 Durun diyorum size bir anımı anlatayım.. Madem gittik o kadar çocukluk yıllarına.
 Yıl 1996.. Urla postanesinde sıra bekliyorum. Niyetim çocukluk aşkıma yıldırım telgraf çekmek, süpriz yapmak.  Telgraf nasıl çekilir aslında çokta bilmiyorum. Çekmemişim o güne kadar.. Ama aramızda 12 saatlik bir mesafe var. Aşk, çocukluk aşkı.. “özledim, seni seviyorum” demek istiyorum. Ama telefonda denmiyor, denmez öyle diyemez bizim nesil. Sevdiğini dillendirmek yok o zamanlar zaten seven insan utanır öyle çokta söyleyemez belli eder. Velhasıl  telefonda diyemiyorum, mektupta da olmaz okuyan olur. Evde yalnız olduğunu biliyorum, yıldırım telgraf çeksem eline geçer bir tek O okur, bende söylemiş olurum. İçimde büyümüş bir özlem taşıyamaz olmuşum. Aldım kağıdı yazacaksın vereceksin dediler, kelime hesabından da hesabını yapacaklar öder çıkarım diyorum. Uzun değil öyle yazdım iki satır “Seni özledim, seni seviyorum”  verdim çıkacam sanıyorum. Dur diyor personel, bekle. Ama personel amcam yaşı nerdeyse 50’lerde bana göre o zamanlar epey var yaşı, babacan pos bıyıklı Hulusi Kentmen gibi bir görüntü o vakitlerden aklımda kalma.. Ben bekliyorum o bir yeri arıyor. Ben herşeyden habersiz beklemede. Karşı taraf telefonu açıyor Ayşe hanım bir telgrafımız var yazdıracam diyor amcam. Ve ben o an yer yarılsa da içine giriversem diye utancımdan ölüyorum. O vakitler ilçe postaneler, büyük merkez postaneyi arayıp telgrafı karşı tarafa okuyor yazdırıyor ve hesaplatıyormuş meğer. Ben nereden bileyim gayet masumene bir yolla derdim sevgimi dillendirmek.
Ve sevgim o gün dile düşüyor... Yazın Ayşe Hanım; -Seni seviyorum. Stop. -Seni Özledim. Stop
Amcamın tepkisini görmemek için gözlerimi yere devirmişim, yer yarılsada içine girsem. Kim kime ilan-ı aşk etti belli değil.. On üçünde aşık olur, on yedisinde itiraf edersen böyle olur. Çocukluk aşkları da masal olur. Geçen ömrün masalı gibi...
 Zaman akıyor, teknoloji masallarımızı vurup geçiyor.
Ne acı.....!

15.03.2013
Sevgiyle...
denizz_ozgur@yahoo.com

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
  Toplam yorum 1   Onay bekleyen 0  


Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.
 
Güngör Geçer
15 Mart 2013 Cuma 22:36
Evet arkadaşım teknoloji ile duygusuzluğa sürüklenmeye başladık. Arkadaşlığı, sevgiyi, dostluğu kılaviyede aramaya başladık. Yapay çiçekler göndererek,Yapay gülücükler atar olduk. Yoldan geçerken yeni açmış bir çiceği, bir fidenı, doğanın kokusunu hissetmek, ondan haz olmak varken... Sıcacık duygu dolu sözcüklerin yerini kılavyeden basılı tuşlar aldı. Yağmurun kokusunu,sevgimizi, aşkımızı,duygumuzu, göz temasını,vucut dilini hisedebilirmisiniz tuşlarla? Ya da size ihtiyacı olan dostunuzun ellerini tutabilirmisiniz klavyenizle? Teknolaji hayatımızı çok kolaylaştıran,istediğimiz bilgiyi anında sunan, dünyayı bir tuşla önümüze seren teknoloji duygularımızı yok etmesin. İnsan olduğumuzu unutturmasın. O jetonlu yılları hatırlaman yaşını değil ama sıcacık duygu dolu, sevgi dolu kocaman bir yüreğe sahip bir insanın masada varlığını his ettirdi. YÜREĞİNE SAĞLIK.
Katılıyorum  Katılmıyorum  
%100

 Yazarın Diğer Yazıları
 
  ÇOK OKUNANLAR
  YAZARLAR

 
EMİN VAROL
 
Vekil Salonda, Bakan Balkonda, Meclis Başkanı Ara Katta..

 
Ercan Deva
 
Hatalar Zinciri ve Ortak Akıl

 
MURAT ŞAHİN
 
Medya Dünyasında Kara Günler Kapıda

 
Cahit Saraçoğlu
 
"IMF Gibi İstekler Bitmezdi"

 
Yasin Burak Arslan
 
DÜNYA EKONOMİSİNDE ŞAH VE MAT ADIMLARI
  ÇOK YORUMLANANLAR
  ANKET
Sizce Muharrem İnce CHP Genel Başkanı olacak mı ?
Evet
Hayır
İlgilenmiyorum
 Sonuçları göster   
 
 
RSS

Add to Google
Medya Spot'ta yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz.  Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Medya Spot sorumlu tutulamaz.