Dananın kuyruğu
Soner Çağaptay, Washington Yakındoğu Politikası Enstitüsü'nün deneyimli uzmanlarından. Türkiye'deki gelişmeleri yakından izler ve dikkate değer muntazam analizler yayımlar. Bunlardan sonuncusu Newsweek dergisinde 'Laikliğin sonu' başlığı ile yayımlandı. Nedense bizim Batı'daki ilgili makaleleri çeviren yayın organları pek üzerinde durmadılar. Sanıyorum bunun temelinde Çağaptay'ın AKP'nin nihai amacı hakkındaki değerlendirmesi yatıyordu. Çünkü uzman AKP'nin sağladığı son avantajlarla Türkiye'deki laikliği yavaş yavaş, fazla dikkat çekmeden kaldırıp Türkiye'yi daha İslamcı toplum haline getireceği kanısındaydı.
Çağaptay bu gidişi önlemenin yolunun AKP karşısındaki laik rejimi savunan cephenin aklını başına toplayarak gereken yaklaşım değişiklikleri yapıp, şimdi AKP'yi desteklemiş olan muhafazakâr kesimi kazanmasından geçtiğini yazıyor.
Ama kendini Atatürk'ün mirasının muhafızı olarak gören Türk Silahlı Kuvvetleri'nin böylesine bir gidişe göz yummayacağını da kaydediyor. Fakat daha önce müdahalelerde bulunduğunda TSK'nın hep halk desteği ile hareket ettiğini, bu defa koşulların buna uygun olmadığını hatırlatıyor.
Çizilen bu laik rejimle ilgili kötümser tablo hem CHP gibi mevcut anayasal rejime, yetersiz de olsa, sahip çıkma durumunda olan kesimden umut vermiyor. Hem de TSK'nın Atatürk mirasına sadece yönetimlere doğrudan müdahale ederek sahip çıkabileceği varsayımını vurguluyor.
Durum değerlendirmesinde eksik bırakılan nokta, şimdi yenilmişlik havasında görünen Atatürkçü laik cephede nasıl işbirliği yapılabileceği. Oysa daha şimdiden siyasi kesim neden başarısız olduğunu saptar görünürken, AKP'nin etkili kimi adımları karşısında uyanmaya çalışıyor. TSK'nın, bünyesi ve işlevi gereği daima her olasılığa karşı hazırlıklı olan düzeninin bu koşullarda da işlemekte olduğunu sadece uzman gözler değil, medya ile birlikte sanıyorum AKP liderleri de görüyor.
Anayasal rejimi savunan laik kesimin gücü küçümsenecek gibi değil.
Bunu görece seçim öncesi milyonları harekete geçirerek gösterdiler. Şimdi de TSK'dan başlayan ölçülü adımlara bir yenisinin Yargıtay'dan geldiği görülüyor. Ama mücadeledeki en önemli nokta Çağaptay'ın işaret ettiği AKP'nin yavaş yavaş uygulamak istediği politikayı izlemekle ilgili.
Bu işi geçen AKP döneminde ön planda Cumhurbaşkanı yaptı. Kadrolaşmalarını durdurmaya, hukuka aykırı olan yasa girişimlerini engellemeye, kilit kurumlara yaptığı tayinlerde dikkatli olmaya çalıştı.
Zaman zaman TSK da, bazen açıkça, bazen de kapalı kapılar ardında iktidarı uyardı. Böylece olaylar çığırından çıkmadı. Şimdi Çankaya kapısı kapandı, ama TSK'nın izleme görevinden vazgeçtiğini sananlar yakında yanıldıklarını anlayacaklar. Çünkü anayasal Atatürkçü rejim ruhuna uygun olarak eğitilen TSK'da komuta kademesi her koşul altında tabanın nabzını tutmaya ve koşullara uygun tepkisini göstermeye devam edecek.
Bunun aksinin olacağını düşünmek gaflet içinde olmaktır.
Son aylar içinde ortaya çıkan; AKP'ye verilen oy artışıyla sergilenen durumun siyasi iktidarın ne kadar işine yarayacağı ve hangi alanlarda önemli olduğu hakkında, Başbakan'ın gerçekçi değerlendirmeler yaptığını gösteren işaretler var. Bunların yanında, ne kadar eleştirilirse eleştirilsin, neredeyse yarım asra yakın siyasi deneyimi ve bilinen yetenekleriyle CHP liderinin boş durmayacağı muhakkaktır.
Bu genel durumda, tarafların çabalarının neticesinde, Türkiye'nin anayasal rejiminden, Cumhuriyet dönemi kazanımlarında vazgeçebileceğini düşünmek, ülkenin zinde kuvvetlerini iyi tanımamak olacak.
Karar vermek için acele etmek gerekiyor.