Oysa psikolog Aylin Çevik’e göre dışlamak, alay etmek yerine konuşmak gerekiyor. Çünkü iletişimsizliğin yol açtığı cinsel sorunlar aslında her yerde...
Türkiye’nin geçen haftaki gündem maddelerinden biri Bursa’da asansörde boş damacanayla mastürbasyon yapan su dağıtıcısıydı. Televizyon ve gazetelerde haber geniş bir şekilde yer buldu; su dağıtıcısı aşağılandı, dışlandı, işten atıldı. Mastürbasyon yapan adama çocuk istismarcısı muamelesi yapıldı neredeyse. Danışman psikolog ve eğitim uzmanı Aylin Çevik’e göre yine gerçek gözden kaçırıldı.
Aslında üstü kapatılan, hiç konuşulmayan pek çok sorun var bu konuda. Tacizler, tecavüzler sayılamayacak kadar çok. Çevik, her olayın yaşanma biçiminin önemli olduğunu anlatıyor; bir cinsel fonksiyonun herhangi bir şekilde fiziksel ya da ruhsal zarar vermediği sürece, iki tarafın da rızası olduğu noktada anormal olarak nitelendirilemeyeceğini söylüyor. Asıl tuhaf olanın bir adamın damacanayla mastürbasyon yapması değil, bunun bu şekilde kamuya aksettitirilmesi olduğunu vurguluyor. “O adamın incelenmesi gerekiyor” diyor, Çok mu cahil, çok mu bilinçsiz, bir şekilde bir hırs ya da bir hınç mı var, bilemeyiz. Bu insanın çok ciddi sıkıntıları, problemleri olabilir. Kamera olduğunu bilerek mi yaptı, bunu da bilmiyoruz. Olayın kamu alanı sayılabilecek bir yerde yapıldığı için düşünülmesi gerektiğini söylüyor Çevik. “Peki bu durum sağlıksız mıdır kendi başına?” diye sorduğumuzda “Hayır” diyor Çevik, “kamu alanı içinde olduğu için sağlıksız diye nitelendirilebilir. Bu konuda da peşin hükümlü olunmamalı. Ama sonuçta bir risk alınıyor, asansörün kapısı da açılabilirdi, cinsel tatmin konusunda hemen şimdi kendimi tatmin etmeliyim diye bir şey yok insanlar için. Cinsel haz yönetilebilir bir şeydir. Bunu yönetemediği için o insan, psikolojik durumuna bakılmalı. Yoksa mastürbasyon çocukluktan itibaren var, kötü dememiz mümkün değil.”
Mastürbasyon yaparken özellikle açık alanları tercip edip, fark edilecek miyim diye deneyenler olduğundan söz ediyor Çevik. Ve bunun da basit, terapiyle çözülebilecek psikolojik bir sorun olduğunu belirtiyor. Bursa’daki su dağıtıcısının durumu hakkında ise tahminden öteye gidemeyeceğini söylüyor. Çevik’e göre en önemlisi ise bu olayda ‘özel alana girilmiş olması: “O adam şu an herkesin gözünde aşağılık, rezil biri. Ama bunu taşımak bile ne kadar zor bir durum. Kişinin özel hayatına yönelik ciddi bir saldırıdır bu. İlerde çok daha sıkıntılı durumlara yok açar, iş bulamaz belki. Bulunduğu yerde, tedavi olması gerektiğini bile bilmiyor olabilir şu an.”
Özel alan ihlali
Olayın basına yansıma şeklinin aynı zamanda “mastürbasyon yanlıştır” algısına yol açacağını da söylüyor Çevik. Oysa olay başka bir şekilde çözülebilir; güvenlik görevlisi ya da firma adamı uyarır ve profesyonel yardım almaya yönlendirilebilirdi. “Onun yaptığı kamu ihlaliyse bizim yaptığımız da özel alan ihlali” diyor Çevik, “Röntgencilik bu. Bir tepkimiz de yok aslında, gülüyoruz, şakalaşıyoruz konuyla ilgili. Konuşamadığımız için. Ailelerde yuva çağından itibaren korkulan bir durum bu. Cinsellik konusunda çocuklarına tiksintiyle yaklaşıyor aileler. Küçük yaşta cinsellikten korkutulan çocuklar ileride bu konuda konuşamayan, çekinen, potansiyel cinsel sorunlar yaşayacak bireyler oluyor.”
Olayın konuşuldukça karikatürize olmasından da rahatsız Çevik, mastürbasyonun hiçbir şekilde tartışılacak konu olmadığını vurguluyor. “Birilerine malzeme oluyor böyle olaylar, mastürbasyon tartışılmaz, nesini tartışalım? Aseksüelliği tartışıyor muyuz? Karikatürize ediyoruz olayı, etmemeliyiz” diyor. Kapalı kapıların ardında, evlerde, odalarda hiç bilmediğimiz çok daha ilginç durumlar yaşandığından ama bunların medyaya yansımadığından bahsediyor. “Türkiye’de ciddi bir açlık var. Daha neler var, jinekologlara bir sorsanız, nasıl vakalar var, cerrahi müdahale gerekiyor bazı durumlarda. Cinsellik bir araç, iyi amaçla da olabilir kötü de.”
Çevik’e göre Türk toplumu cinsellik konusunda hem çok müdahaleci hem de ikiyüzlü. Yani konuşmaktan çekinilen her şey zaten yapılıyor, sonra da bilmezden geliniyor. Cinsellikle ilgili tüm sorunların iletişimden kaynaklandığını anlatıyor. Bu konuda en önemli etkenlerden birinin de eğitim olduğunu vurguluyor, özellikle de cinsel eğitim:
“Tabii ki bildiğimiz anlamda eğitim değil. Lise öğretmenlerinin evinden çıkan çocuk pornolarını unutmamak lazım. Eğitim dediğinizde kişiyi ne kadar eğitiyor buna bakmak lazım. Türkiye’de eğitimde kalitenin yükselmesi gerekiyor. Üniversite mezunu insanlar arasında cinsel suçlar hiç işlenmeyecek diye bir şey yok. Özellikle cinsel eğitime ağırlık vermek gerekiyor. İlkokul ikinci sınıftan itibaren hem de. Ancak Milli Eğitim Bakanlığı’nın hiçbir teması yok. Toplumsal şiddet, cinsellik, iletişim ve eğitim birbirine bağlı. Şiddet de öğretilir.”
Cumhuriyet/Pazar- Sinem Dönmez