CAN ATAKLI
Testi kırıldıktan sonra yol gösteren çok olurmuş. Bu ülkenin sağduyulu insanlarının aylardır “Yapmayın, durup dururken halk içinde ikilik yaratıyor, düşmanlık tohumları saçıyorsunuz, bunun sonucu kötüye gider” haykırmalarına kulağını tıkayanlar, şimdi kalkmışlar “Eyvah provokasyona geliniyor, barışı bozmayın” çığlıkları atıyor.
Tabii aslında bu güya iyi niyetli çığlıkların ardında ellerini ovuşturduklarını, amaçlarına ulaşmak üzere olduklarının sevincini yaşadıklarını görebiliyorsunuz. Bir kına yakmadıkları kaldı ki ondan bile şüpheliyim.
Neden bu kadar rahat yazabiliyorum bunu biliyor musunuz? Çünkü “provokasyon” diyerek üste çıkmaya çalışanlar aslında bugüne kadar oynadıkları oyunu sürdürüyor ve yine kendi yarattıkları “darbe paranoyasına” malzeme çıkarmaya çalışıyorlar.
Aslında bana göre çok korkuyorlar artık. Çünkü yarattıkları kaosun altında kalma tehlikesi her geçen gün biraz daha büyüyor.
Bu nedenle tıpkı gece karanlığında mezarlığın yanından geçerken ıslık çalarak korkusunu bastırmaya çalışanlar gibi panik havası yaşıyorlar.
7 asker şehit ediliyor. “PKK yapmış olamaz” diyorlar hemen, “Yapsa yapsa asker kendi yapmıştır.”
Ne kolay değil mi? Asla kanıtlayamayacağın ama söylendiğinde etrafında bir sürü saf toplayabileceğin bir söylemi at ortaya sonra çekil kenara.
Zaten Bingöl’deki 33 askeri de bunlar öldürmüştü. PKK’yı da bunlar kurmuştu. Aslında sokakları savaş meydanına çeviren PKK’lılar da bu kaynaktan emir alıyor. Hem Apo da zaten MİT’in adamı değil mi?
Kendisine liberal maskesi takmış faşistler bir taraftan “darbe” muhabbeti, diğer taraftan ortalığı yangın yerine çevirebilmek için kışkırtıcılık yaparken iktidarın nasıl olsa her şeyi kontrol edeceğini hesaplıyordu.
Ama bence bir hesap hatası oldu. İktidar sokakları kontrol edemiyor. “Korkulan oldu” diyorlar örneğin Muş’taki 2 ölümden sonra, sanki daha önce sağduyulu insanlar uyarmamış gibi.
“Darbe darbe” diyerek iki yılı aşkın süredir kafamızı şişirenler gelinen noktada aslında çok şaşkınlar ve korku içindeler.
Çünkü şunu fark ediyorlar artık: “Bu ülkede darbe olmaz. Hiçbir Türk subayının aklına böyle bir dünyada ve böyle bir devirde darbe yapmak gelmez. Ama olaylar kontrol edilemezse iktidar çareyi olağanüstü hal ya da sıkıyönetimde bulabilir.”
Yaratılan kaosun altında kalmak budur işte.
*****
Kim para verdi?
Dolapdere’de “kuru sıkı” tabancalarla PKK’lı kovalayan sokak kabadayılarından biri “Bana para verdiler” demiş. İki gündür özellikle yandaş medya “Ergenekon iması” ile haberi şişirdikçe şişiriyor.
Bu sokak kabadayısına birileri para vermiş olabilir mi? Neden olmasın, sanki örneklerini hiç yaşamadık.
Ama gazetecinin bir görevi de “parayı kimin verdiğini sorgulamak” değil mi?
Bakıyorum, kimin para verdiği yolunda yorumlar yapılıyor da gerçeği ortaya çıkarmaya çalışan yok.
Peki Emniyet Müdürlüğü ne yapıyor?
Adam ilk önce tabancası kuru sıkı çıkınca serbest bırakıldı. Oysa biraz sorgulansa para verenlerle ilgili ipucu bulunur diyorduk ki dün akşam saatlerinde sokak kabadayıları yeniden gözaltına alındı. Bakalım bu sefer ne çıkacak?
*****
Hâlâ yakalanan yok
Tokat olayı üzerinden bir hafta geçti. Hâlâ katillerle ilgili ne bir iz ne bir ipucu ne de bir yakalama...
Nerede bu ülkenin istihbaratı, nerede emniyeti, nerede Genelkurmay’ı?
Türkiye belli ki artık çok sahipsiz. Anadolu’nun göbeğinde 7 fidanımız hayatlarının baharında şehit ediliyor, tek bir katil bile yakalanamıyor.
Ama yorum bol. “Acaba asker kendi kendine mi işledi bu cinayeti, Ergenekon’dan mı emir aldılar. PKK üstlenmeye zorlandı” türünden abuk sabukluklar hâlâ gazete sayfalarında ve TV ekranlarındaki müstesna yerlerini koruyor.
İktidar yandaşları “Hep mi hükümeti eleştireceksiniz?” diye mesajlar yağdırıyorlar. Kimi eleştireceğim peki? Emniyet, istihbarat birimleri, Genelkurmay muhalefete mi bağlı?
Elbette iktidara soracağız, “Nerede bu katiller, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nden burs alanların bile teröre bulaşıp bulaşmadıklarını öğrenmek için izliyorsunuz da, askerimizi şehit edenleri neden ihmal ediyorsunuz?” Sormayalım mı yani?