ABD'nin ’nin Ankara Büyükelçisi iki gündür yalnızca TBMM’deki Kürt kökenli milletvekilleriyle kahvaltı yapıyor…
Amaç, PKK terörüyle yapılacak mücadeleyi belirlemek…
Bunun için de siyasal çözüm oluşturmak…
Bu görüntü benim dikkatimi çekti…
Bir yabancı ülkenin büyükelçisi, etnik kökenlerine göre tasnif ederek milletvekilleriyle görüşüyor…
Bu ne demek şimdi:
Bu duruma nasıl bir isim vereceğiz?
Büyükelçi soruyor:
-Çözüm sizce ne olmalı. Nasıl olmalı…
Durup bir daha düşünüyorum…
Mesele Türkiye’nin meselesiyse neden yalnızca Kürt kökenli milletvekillerinin görüşü alınıyor…
İzmir, Yozgat ya da Sivas belki Erzincan, Edirne, İstanbul milletvekillerinin sorunu değil midir bu?
Onların görüşleri önemli değil midir?
Ve çok daha keskin bir soru:
-Bir yabancı büyükelçinin etnik kökenine göre milletvekillerini gruplar halinde toplaması Anayasal ve demokratik rejim açısından uygun mudur?
- Sorunun çözüm yeri ABD Büyükelçiliği midir? Yoksa TBMM midir?
Şimdi hep birlikte şu yorumları göndereceksiniz:
-Siz Beyaz Saray’a gider çözüm için yardım isterseniz, o Saray’ın elçisi de bunu yapar…
Bu da doğru olabilir.
Ancak olayın öteki boyutu da var…
Türkiye’nin ABD’nin kontrolündeki topraklardan gelen tehdit için Washington’a gidip (Ya sen temizle ya da ben temizleyeceğim) demesi doğaldır.
Peki Ankara’da yaşanan bu görüntü doğal mı..
Hayır…
ABD’nin Madrid Büyükelçisi gidip yalnızca BASK yöresi milletvekillerini çağırıp toplantı yapabiliyor mu?
Yine bir yabancı büyükelçi Fransa’da Korsikalı milletvekilleriyle bu tür toplantılar yapabiliyor mu?
Elbette hayır…
ABD Büyükelçisi’nin bu yaptığı çok önemli bir sinyaldir…
Bu sinyal şudur:
-ABD, Kuzey Irak’taki PKK kamplarına yapılabilecek bir harekatı önledikten sonra şimdi Kürt kökenli milletvekilleriyle temas ederek siyasallaşmanın çerçevesini oluşturuyor…
Sevgili hurriyet.com.tr okurları, cumhuriyet tarihimizin en keskin olayıyla karşı karşıyayız…
Türkiye Cumhuriyeti’nin “etnik köken” tartışmasının içine düşürüldüğü bir noktadayız…
Atatürk’ün “Türkiye cumhuriyetini kuranlar” için kullandığı “ne mutlu Türk’üm diyene” sözünün “ırkçı” bir bakış gibi gösterilerek geleceğimize “etnik ayrımcılık tuzağı” kurulduğu bir devirdeyiz…
Türkiye’nin başındaki terör meselesini “etnik bir sorun” gibi gösterme gayreti artık yabancı büyükelçiler düzeyine gelmiş ve TBMM’ye uzanmıştır…
Türkiye cumhuriyetine vatandaşlık bağıyla bağlı olma duygusu “etnik” ve “ırkçı” tartışmaları arasında törpülenmektedir…
Bu manzarayı iyi tanımlamalıyız…
ABD’nin Ankara Büyükelçisi’nin “terör sorunu” için yalnızca Kürt kökenli milletvekilleriyle toplantılar yapması tarihimize nasıl bir not olarak düşecektir…
Türkiye’yi sevenler olarak bunu iyi düşünmeliyiz.