Taha Akyol’un oğlu Türkiye’yi nasıl jurnalledi?
Yaklaşık bir ay kadar önce Amerika’nın önde gelen gazetelerinden Wall Street Journal’da bir Türk’ün yazısı yayımlandı. Yazıda AKP’nin kapatılma süreci anlatılıyor, kimi yarım-ağızlı alaycı ifadelerin ötesinde, bir de Amerika’nın ne yapması gerektiğine dair akıl veriliyordu. Objektiflikten son derece uzak, fazlasıyla yanlı, dahası ‘akademik adalet’e de uygun olmayan bir şekilde kimi verilerin cımbızlandığı, kimilerinin dışarıda bırakıldığı bir yazıydı. Bilgiler, yazarın görüşüne uygun olsun diye çarpıtılarak kullanılmıştı; eksik alıntılarla...
Bu yazıdan Türkiye’de pek kimsenin haberi olmadı. Ciddiye alınmadığı içn mi? WSJ makaleyi yayımladıysa ciddiye alınması gerektiğinin bir göstergesidir bu.
Türkiye’deki laikleri Batı dünyasında canavarlaştırma amacı güden bu yazıya bir itiraz gelmemesinin herhalde yazıyı yazan kişiyle ilgisi vardı.
Bir dönem Adnan Hocacılar’ın arasında yer alan Mustafa Akyol’un imzasını taşıyordu bu yazı. Daha çok anti-Darwinism üzerine yazdıklarıyla, bu konudaki konuşmalarıyla tanınan Akyol, Milliyet yazarı ve CNN Türk yöneticisi, Doğan Grubu’nun AKP iktidarıyla arasındaki önemli bağlardan, geçmişin faşisti Taha Akyol’un oğlu. Medyaya en çok hakim olan grubun en üst düzey isimlerinden biri olunca, böylesi bir torpil ve görmezden gelme de Türkiye şartlarında kabul edilebilir belki...
Bakın, oğul Akyol Başsavcı’nın iddianamesini Amerikan gazetesinde nasıl özetliyor: “AKP’liler çok dinci, kamusal alanda Tanrı ve dinden bahsediyorlar, daha fazla dini özgürlük istiyorlar.” Sadece bu kadarmış gibi. İşte aleni bir çarpıtma değil mi? Akyol, bizzat kendi yazısında iddianamenin ne kadar uzun olduğunu yazıyor ama vardığı sonuç ‘dini özgürlük’ isteyen insanlara karşı açılan bir savaş. Ayrıntılardan, başka iddialardan hiç mi hiç bahsetmiyor. Amacı sadece AKP’yi mağdur göstermez. Etik onun için çok önemli değil.
Akyol makalesinde iddianameden Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘makul’ sözlerini özellikle alıntılanmış. Mesela CNN’de söylediği “Amerika’daki dini özgürlüğü kendi ülkemizde de görmek istiyoruz” benzeri sözleri. Ama asla ve asla AKP’lilerin provokatif, toplumu geren, hakikaten de şeriata vurgu yapan yorumlarına yer verilmemiş.
Gerçekleri çarpıtmayı belki de Adnan Hocacılar’ın yanında öğrenen oğul Akyol’un bundan dolayı herhangi bir rahatsızlık duymadığı ortada. Zira yazısının geri kalanında da çarpık bilgiler vermekten çekinmemiş: Mesela Türkiye’de AKP davasına kadar sadece küçük ve marjinal partilerin kapatıldığını iddia etmiş, ne Fazilet’ten ne Refah’tan sözü açmamış.
Ama laiklerin dini özgürlüklere saygısının sınırlı olduğu, öfkeli birer liberal karşıtı oldukları ve bu çevrelerle ilgili başka bir sürü kötüleme ifadesine bol bol yer vermiş.
Batı Basını’nda AKP’nin kapatılmasıyla ilgili pek çok yorum çıktı şüphesiz, ama sadece bu yazıyı okuyan birisi hakikaten de AKP’nin mağduriyetini, bütün tepkilerin halka rağmen tepeden inme yapıldığını düşünebilir. Sanki Türkiye’de AKP’nin yaptıklarından sadece ‘devlet ideolojisi’ rahatsızmış gibi.
Küçük Akyol, Türkiye’yi bürokratların ve ordunun halkın egemenliğinin önüne geçtiği bir devlet olarak yansıtıyor Amerika’ya. ABD’ye seslenerek kendi ülkesini şikayet ediyor, bir de akıl veriyor: Ilımlı İslam bir laik fantezisiymiş, bundan vazgeçilip, ordu ve bürokratların baskısından kurtulması gerekiyormuş. Mesele de AKP değilmiş, bu ülkenin demokrasisi meğer tehdit altındaymış...
Bütün bu sürece de şu ismi koymuş: “Laik Cihad.”
Türkiye’de laikler kanlı bir savaş başlatıyorlar, öyle mi? Susan Sontag, metaforlarla konuşmanın tehlikesinden söz eder pek çok sefer. Akyol kullandığı metaforun ne kadar tehlikeli olduğunun farkında mı acaba?
Hangi Cihad, hangi savaş? Ortada sadece demokratik yollardan açılmış bir dava var, savunması da demokrasi içinde olacak.
Akyol’un yazı yazdığı gazetenin vatandaşları da Anayasa Mahkemesi’nin Amerika’da kararının tartışılmayacağını iyi bilir.
[email protected]