BU NE BİÇİM VARSAYIM
AB’ye karşı çıkılmaz
Ulusalcılığı terörle mücadele kapsamına alan Emniyet Genel Müdürlüğü, Avrupa Birliği konusundaki değerlendirmesiyle bir skandala imza attı. İçişleri Bakanı’na bu konuda brifing veren polis, egemenliğin AB’ye devri kriterini “varsayım” olarak nitelendirdi.
Çıkarsan fişlenirsin
AKP iktidarının egemenliğin devrini açıkça savunduğu ve bunu çağdaşlaşmanın bir gereği olarak ileri sürdüğünü dünya alem bilirken, polisin “bunlar hayal” anlamına gelecek tespitte bulunması kafaları karıştırdı. Polis, bu “varsayım” üzerinden medyayı da fişlemiş.
Ulusalcılık terör olmuş
AKP’li Bülent Arınç, Çemil Çiçek ve Murat Mercan, AB sürecinde egemenliğin devredildiğini ve edileceğini itiraf ederken, bu görüşe de katılmayan polis, “varsayım” tespitinde bulunmuş.
Emniyet Genel Müdürlüğü, geçen yıl hazırladığı kurum brifinginde, “ulusalcılık” akımını, “aşırı sağ faaliyetler” kapsamında değerlendirmiş. Bunu da İçişleri Bakanı Beşir Atalay’a anlatmış.
Emniyet Genel Müdürlüğü’nün çalışması kafaları iyice karıştırdı. Tolga Şardan’ın haberine göre, Emniyet Genel Müdürlüğ (EGM), geçen yıl hazırladığı kurum brifinginde, son olarak Ergenekon operasyonuyla birlikte sık kullanılmaya başlanan “ulusalcılık” akımını, “aşırı sağ faaliyetler” kapsamında değerlendirmiş. Milliyet’in manşetten duyurduğu haberde, brifingde “Ulusalcıların kullandığı aşırı yaklaşımların amacını aştığı ve propaganda amaçlı önemli bazı gelişmeleri tetiklediği” değerlendirilmesinde bulunulmuş.
Tolga Şardan imzalı haber şöyle devam ediyor:
“EGM’nin geçen Eylül’de hazırladığı kurumsal brifingde ilk kez ulusalcılık akımı çerçevesindeki gelişmelere yer verildiği ortaya çıktı. 22 Temmuz seçimlerinden sonra İçişleri Bakanlığı’na atanan Beşir Atalay’ın, göreve başlamasının ardından kendisine sunulmak üzere bir dosya halinde hazırlanan kurumsal brifinginde ulusalcılık, Terörle Mücadele ve Harekât Dairesi Başkanlığı’nın faaliyetleri altında değerlendirildi. Türkiye’deki örgütlerin tehdit-risk durumunu takip eden EGM Terörle Mücadele ve Harekât Dairesi Başkanlığı, ulusalcılık akımını aşırı sağ faaliyetler başlığı altında ele aldı. Brifingde, iki paragrafta yapılan değerlendirmede, ’Ulusalcı kesimler, devlet egemenliğinin özellikle AB sürecindeki yasal değişiklikler ile zedelendiği ve ülkenin bağımsızlığını yitirdiği varsayımını temel almaktadır’ denildi. Brifing metninde, ’Bu söylem etrafında geçmişte sol, sağ ve dinsel arka plana sahip gruplar söylem, propaganda ve eylem birliğine dayanan bir manevra alanı oluşturmakta, bu kapsamda 50’den fazla dernek ve vakıf, 100’den fazla internet sitesi ve medya organı faaliyet göstermektedir” ifadesi yer aldı. İkinci paragrafta ise ’Geniş kitleleri etkileme ve yönlendirme arayışındaki ulusalcı blok tarafından kullanılan söylem ve birtakım aşırı yaklaşımların, amacını aşan propaganda amaçlı bazı gelişmeleri tetiklediği görülmüştür’ denildi.
Gazete, İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın bu değerlendirmeye katılıp katılmadığını sormadı.
Varsayım mı acaba?
Emniyet Genel Müdürlüğü’nün “varsayım” olarak belirttiği AB sürecinde “egeminliğin devri” bizzat AKP’nin kurucuları, milletvekilleri ve Bakanları tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde açıkça itiraf edilmişti.
İşte polisin gözünden kaçan o itiraflar:
Dönemin Adalet Bakanı Cemil Çiçek, yine dönemin İstanbul Milletvekili Emin Şirin’in soru önergesini cevaplıyor:
Türkiye’nin AB’ye hazır hale gelebilmesi için başta ’egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu’ güvence altına alan 6’ncı ve ’yasama, yürütme, yargının’yetkilerini düzenleyen 7, 8 ve 9’uncu maddeleri olmak üzere 10 maddesinin değiştirilmesi gerekiyor.
Çiçek, bu açıklamalarıyla ilgili maddeye “AB üyeliğinin gerektirdiği haller dışında bu yetkinin kullanılması devredilemez” ifadesinin konulacağının sinyalini vermişti.
Yine dönemin TBMM Başkanı Bülent Arınç, egemenliğin devri konusunda şöyle diyor:
Egemenliğin paylaşımı anlamına gelen AB’ye giriş süreci... Egemenliğin devri, paylaşılması ya da ortak egemenlik, AB sürecinde kabul ettiğimiz bir olgu. AB’ye üye olan 25 ülke de egemenliklerinin bir kısmını AB’ye devrederken, karşıdan da bir miktar almış. Ortak karar mekanizması için yetki devrine kısmen ihtiyaç var. Ortak egemenliğe karar vermiş durumdayız.
Peki AKP Genel Başkan Yardımcısı Murat Mercan bakalım ne diyor:
AB iradesi, Türkiye’nin iradesidir. Hükümet, bu iradeyi paylaşmış, gereğini de yapmıştır. Yarın AB’ye gireriz, birtakım egemenlik haklarını paylaşırsın, bunda bir sakınca yok.
Suç uydurma
TCK- 271
“işlenmediğini bildiği bir suçu, yetkili makamlara işlenmiş gibi ihbar eden ya da işlenmeyen bir suçun delil veya emarelerini soruşturma yapılmasını sağlayacak biçimde uyduran kimseye 3 yıla kadar hapis cezası verilir.”
Çiçek: Anayasanın değişmesi gerekiyor
Cemil Çiçek’in AB sürecinde değiştirilmesi gerektiğini açıkça ilan ettiği o maddeler:
MADDE 6. - Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ
kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.
MADDE 7. - Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.
MADDE 8. - Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.
MADDE 9. - Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.
Egemenlik zaten devredilmişti
İŞTE 90. MADDE
Bakın AB’ye gireceğiz hayaliyle yayınp tutuşanlar, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sının 90. maddesini ne hale getirmiş. Hep birlikte okuyalım:
“Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.
Ekonomik, ticarî veya teknik ilişkileri düzenleyen ve süresi bir yılı aşmayan andlaşmalar, Devlet Maliyesi bakımından bir yüklenme getirmemek, kişi hallerine ve Türklerin yabancı memleketlerdeki mülkiyet haklarına dokunmamak şartıyla, yayımlanma ile yürürlüğe konabilir. Bu takdirde bu andlaşmalar, yayımlarından başlayarak iki ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulur.
Milletlerarası bir andlaşmaya dayanan uygulama andlaşmaları ile kanunun verdiği yetkiye dayanılarak yapılan ekonomik, ticarî, teknik veya idarî andlaşmaların Türkiye Büyük Millet Meclisince uygun bulunması zorunluğu yoktur; ancak, bu fıkraya göre yapılan ekonomik, ticarî veya özel kişilerin haklarını ilgilendiren andlaşmalar, yayımlanmadan yürürlüğe konulamaz.
Türk kanunlarına değişiklik getiren her türlü andlaşmaların yapılmasında birinci fıkra hükmü uygulanır.
Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamaz. (Ek cümle: 7.5.2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.”