Araplara neden sövülür
Mehmet Acet
Suudi Arabistan Kralı Abdullah’ın Türkiye’de ağırlanış biçimiyle ilgili basınımızda kopartılan fırtınalar, aslında derin bilinçaltında her daim varlığını sürdüren “arap düşmanlığı” konusunu tartışmaya açmayı gerekli kılıyor.
Bir çuval dolusu küfürle uğurlanan Kral Abdullah’ın ne hayasızlığı kaldı, ne bedeviliği, ne de ikiyüzlülüğü.
Bütün bu aşağılama yöntemlerinin kendiliğinden geliştiği gibi bir saflık içinde değilseniz, bu düşmanlığın derin izleri üzerine kafa yorabilirsiniz.
Bizdeki arap düşmanlığının en derin bilinçaltında, ortak tarihimizden kaynaklanan hazımsızlık vardır.
Daha doğrudan yazayım: Cumhuriyet tarihi boyunca, “İslam” yüzünden türklerin asli kimliğini kaybettiğini, Türkler’in Müslüman olmasıyla başlayan bin yıllık sürenin Türkleri kimliksiz bıraktığını, bunun da Araplar yüzünden olduğunu söyleyen bir düşünce her zaman var olagelmiştir.
“Kabe onların olsun Çankaya bize yeter” sözüyle özdeşleşen bu yaklaşım, bilinçli bir şekilde körüklenmiş, Kral Abdullah örneğinde olduğu gibi ölçüsüzce kullanılmıştır.
Neymiş, Kral Hazretleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı’nı bir yanına, Başbakanı’nı da diğer yanına oturtup fotoğraf çektirmiş.
Vay bedevi vay...
Bunlar eleştiri düzeyinde dile getirilse, böyle bir sorgulama içine girmek anlamsız kalır. Ama işin içine “sövgü” girince, “durun bir dakika” deme ihtiyacı ortaya çıkıyor.
28 Şubat sürecinde muvazzaf bir paşamızın, Suudi Kralına ana-avrat sövdüğü halde, üstü örtülü taltif edilmesini de, bu bilinç altının biraz abartılı bir şekilde dışa vurumu olarak görebilirsiniz.
İşin kötüsü, Araplara dönük hakaretamiz üslup bazen türk diplomatların konuşmalarına bile yansıyor.
Birkaç yıl önce bir diplomatımızın, Arap muhataplarından söz ederken “Nemrut Suratlı” gibi bir ifade kullandığını duyunca çok yadırgamıştım.
Medyamızdaki arap düşmanlığının bir ucu da, arap ülkeleriyle geleneksel husumet içinde bulunan bazı dış unsurların, içerideki nüfus alanlarını kullanarak yaptıkları kışkırtıcılığa uzanıyor.
Evet, Araplar, Birinci Dünya Savaşı’nda bizi arkamızdan vurdu...
Ama, geçmiş defterleri karıştıracak olursak, kendimize kendimizden başka düşmanlık yapan o kadar çok millet buluruz ki... Nedense hiç kimse, Suudi Arabistan Kralı’nın Türkiye’ye olan özel ilgisinden söz etmiyor. Bu özel ilginin bir sebebinin de “Geçmişteki acıları unutalım” mesajı içerdiğini hiç düşünen yok. Oysa, bu mesajı Suudi Arabistan’ın Ankara Büyükelçisi bir süredir Kral Abdullah adına yaymaya çalışıyor.
Evet, halen Vahhabi Arapların bizim müslümanlığımıza epey rezervli olduğunu biliyoruz. Ama bu bile, arapları kategorik bir şekilde düşman ilan etmemizi gerektirmiyor.
Çünkü Arapların hepsi Vahhabi değildir.
Evet, Suudi Kralı ve hanedan üyeleri, İslam’ın izin verdiği sınırları epey zorlayan aşırı müsrif bir hayat sürüyor. Ama bununda hesabını soracak olan bellidir. Hadi anlayacağınız dilden söyleyeyim. Size ne el alemin lüks yaşantısından.
Ve evet pek çok arap ülkesinde Osmanlıdan, yani bizden emperyalist olarak söz eden milliyetçi bir damar her zaman bulunmuştur. Ama hiçbir zaman halklar arasında hasmane düzeye varan derin ve geleneksel düşmanlıklar olmamıştır.
Batı ülkelerinde giderek yaygınlaşan yabancı düşmanlığını, (Buna ırkçılık da diyebilirsiniz) cılız cümleciklerle yadırgayanlar, doğuya doğru yaptıkları herhangi bir yolculukta bu türden bir davranışla karşılaşmışlarsa, şu aşağıdaki yorum bölümü onların cevaplarını bekliyor.
İşte tam da bu nedenle ağız dolusu küfürler yağdırarak araplardan nefret ettiklerini söyleyenlerin duygularını, masumane duygular biçiminde görmekte güçlük çekiyorum.
Tabi güçlük çeker çünkü kendisi bu hükümetin yardakçısıdır. yapılan ihanetler falan onu ilgilendirmez. yakında Ermenileride öven yazıları çıkarsa şaırmayın bunların tıynıyetleri budur. Hükümetten birileri Ermenilerle biraz olsun arayı düzeltmeye çalışsın bunlar ermeniden fazla ermeni olup ortaya çıkarlar ve Soykırımıda yaptık derler belkide nobel bile alırlar.
Devir bu devir ülke elden gidiyor, Türkiye cumhuriyeti bilinçli olarak ezdiriliyor. Asker devreden çıkartılmak isteniyor ve sinsi bir şekilde bu çevrelerden örgütlü olarak asker karşıtı yayınlar yapılıyor. En ufak bir şey askerin aleyhine çevrilmek için kullanılıyor. PKK'nın yapamadığını maalesef içimizdeki bu insarlar kemirerek yapıyorlar.