Fatih Altaylı/Turktime
Çölaşan ve Yeni Dönemde Doğan Grubu
Haftanın en çok konuşulan meselesi, en azından biraz okumuş yazmışlar arasında, Emin Çölaşan’ın Hürriyet’ten kovulması oldu.
Gazetelerle yazarlar yollarını ayırabilirler.
Bence son derece sıradandır.
Bazen gazete çizgisini değiştirmeye başlar, yazar kendini orada iyi hissetmez, ayrılır.
Bazen gazete çizgisini değiştirmek ister, yazar yeni çizgiye uygun olmayacaktır kovulur.
Bu nedenle Emin Çölaşan’ın kovulmasını normal karşılıyorum.
Hürriyet Gazetesi, patronu ve yöneticisiyle çizgisini değiştirme kararı almış olmalı ki, Çölaşan’la yollarını ayırdılar.
Hürriyet ve Aydın Doğan, Türkiye’nin yeni siyasi döneminde farklı bir yayın politikası izlemeyi düşünüyor olmalılar.
Bu politika, Türkiye’nin yükselen değerlerini kucaklamak, gerek gördüğünde baskı uygulamaktan çekinmeyeceğini göstermiş bir iktidarla fazla itişmemek ve gerçek muhalefet yapmak yerine iktidarı çok da zedelemeden “Muhalefet yapıyormuş gibi görünmek” olacak gibi duruyor.
Kendi penceresinden bakınca Aydın Doğan kendini haklı görüyordur.
Çükü Doğan Grubu, mali açıdan 5 yıl öncesine göre daha güçlü.
2000’li yılların başında ciddi miktarda borçları olan, likidite sorunu yaşayan, sağlıksız büyüyen Doğan Grubu, 2000’lerin ilk 7 yılında mali sorunlarını büyük ölçüde aştı.
Banka borçlarıyla varlıkları arasında düzgün bir orantı kurdu.
POAŞ’ı bedavaya getirdi. Dışbank’ı iyi bir fiyata sattı.
Ancak şimdi bambaşka sorunlarla karşı karşıya.
POAŞ’ta bizim ortaya çıkardığımız vergi kaçağı grubu sarstı.
Aynı şirkete EPDK’nın kestiği ceza sorun yarattı.
Daha vahimi, henüz bir işlem yapılmamış akaryakıt kaçakçılığı dosyaları var.
Özellikle sonuncusu Doğan’ın başını hayli ağrıtabilir.
1 yıl önce yapılan baskınlarda elde edilen veriler, TBMM’nin hazırladığı rapor “Kararlı bir iktidar” tarafından Doğan’a yönelik bir silah olarak kullanılabilir.
Böyle bir durumda müeyyideler hayli ağır.
Aydın Doğan işte bu nedenlerle iktidarlarla iyi geçinmek zorunda. Kabadayılık artık zor.
Hürriyet’in yayın politikası bu nedenlerle yeni dönemde ciddi farklılıklar gösterecektir.
Üstüne üstlük Erdoğan-Gül dengesinde Hürriyet’in yayın yönetmeninin erken aldığı tavır, işler umdukları gibi gelişmediği için aleyhlerine dönmüş durumda. Bunun da onarılması gerekiyordu.
Emin Çölaşan’ın kovulmasını bu unsurlarla değerlendirmek gerek.
Tabii, aşırı özgüven ve rakipsizlikten kaynaklanan hatalar yaptıkları da bir gerçek.
Çölaşan’ın kovulmasındaki zamanlama Doğan Grubu’nda ciddi bir akıl sorunuyla karşı karşıya kalındığını veya paniğin aklın önüne geçtiğini gösteriyor.
Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığına doğru yürüdüğü, bunun ciddi tartışmalar yarattığı, rejimle ilgili kaygıların doruğa çıktığı bir dönemde, bu konulardaki en keskin, en rahatsız edici kalemin ortadan kaldırılması, normal bir zamanda doğuracağı sonuçlardan çok daha fazlasını doğuracaktır.
Doğan Grubu Emin Çölaşan’ın kovulmasının yarattığı tahribatı bir şekilde onarma cihetine gidecektir. Okur tanrılarına bir kurban vererek imajı kurtarmak isteyebilirler.
Burada “Altar”a konulacak kelle büyük ihtimalle Ertuğrul Özkök’ünki olacaktır.
Özkök, İstanbul’da Emin Çölaşan’ın yarattığı tahribatı göğüslemeye çalışırken, Aydın Doğan, Bodrum’daki yazlığında Zafer Mutlu’yu ağırlıyor. Eskiden Dinç Bilgin’le tavla oynayan Mutlu, şimdi Doğan’ın tavla arkadaşı.
Bilmem anlatabildim mi!
Çölaşan ve Yedeği
Ertuğrul Özkök, Çölaşan’ı kovmalarına kılıf ayarlarken, Yılmaz Özdil örneğini veriyor ve “Mesele muhalif olmak olsaydı. Özdil’i alır mıydık” demeye çalışıyor.
Komik.
Emin Çölaşan ile Yılmaz Özdil’i karşılaştırmak mümkün değil.
Biri gazeteci, diğeri laf ebesi.
Yılmaz Özdil’i Bekir Coşkun’la kıyaslamak mümkün olabilir ama Emin Çölaşan’la asla kıyaslayamazsınız.
Emin Cölaşan belgeye dayanan iddiaların yazarıdır.
Çizgisi doğrudur yanlıştır bakış açısına göre değişir ama Çölaşan iddiaların yazarıdır.
Ortaya bir konu atar. Konusunu belgelerle, bilgilerle destekler ve yazısının yöneldiği yer sıkışır, sallanır. Altından mutlaka bir şey çıkar.
Yılmaz Özdil ise öyle değildir.
İçinde fikir olmasa bile yazıları hoştur, güzeldir ama boştur.
Yılmaz Özdil şahane bir laf ebesidir.
Özdil kızdırır ama rahatsız etmez.
Çünkü yazdıkları laftır.
Okursunuz, hoşunuza gider ama o kadar.
Emin Çölaşan ise hem kızdırır hem rahatsız eder.
Aradaki fark bu kadar açıktır.
Şimdi Hürriyet’in iki Bekir Coşkun’u var ama bir tane bile Emin Çölaşan’ı yok.
Tiraj
Emin Çölaşan’ın kovulmasının Hürriyet’e 40 küsur bin tiraj kaybettirdiği söyleniyor.
Bence durum tam bu değil.
Çünkü Hürriyet, Çölaşan’ın kovulmasının tiraj yansıyacağını anladığı anda yeni bir promosyon kampanyası başlattı.
Normal şartlarda bu kampanya Hürriyet’e 30 bin civarında bir ek satış getirirdi.
Ancak bu gelmediği gibi, 40 bin civarında bir kayıp da var.
Bu hesaplamayla kaybı 70 bin olarak görmek mümkün.
Cumartesi günü 60 bin kayıp vardı. Bakalım bugün ne olacak.